İstanbul’un en önemli kültür varlıklarından Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin yer altı yapılarında yürütülen temizlik ve araştırma çalışmalarında yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz tahliye ediliyor. Çalışmalar ilerledikçe tarihi tüneller, su kanalları, mahzenler ve daha önce erişilemeyen mekânlar inceleniyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bazı bölümlerin gerekli koruma ve güvenlik düzenlemelerinin ardından ziyaretçilere açılmasının hedeflendiğini açıklıyor.
“3 bin ton” rakamının kamuoyuna yansıyan en erken doğrudan kaynaklarından biri ise Ayasofya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker’in 16 Ekim 2026’da Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde gerçekleştirdiği “Ayasofya’nın Arkeolojisi” söyleşisi oluyor. İş Sanat’ın resmi etkinlik kaydı Diker’in bu tarihte Ayasofya’nın arkeolojik katmanlarını ele aldığını doğruluyor.
3 bin tonluk tahliye bir yıldan uzun süren çalışmanın sonucu
Ayasofya’nın yer altı bölümlerindeki kapsamlı temizlik süreci 2025’in başında hız kazanıyor. Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, Ocak 2025’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tüneller, mahzenler, dehlizler ve yer altı mezarlarında temizlik ve restorasyon çalışması başlatılacağını açıklıyor. Diker, Ayasofya çevresindeki belgelenmiş yer altı yapılarını yaklaşık bir kilometrelik bir sistem olarak tanımlıyor ve temizliğin yapının havalandırılması açısından da önemli olduğunu belirtiyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığının 27 Şubat 2026 tarihli resmi açıklaması ise tahliye edilen dolgunun miktarını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Buna göre Batı Bahçe’deki Mekân 1’den yaklaşık 112 ton, Mekân 2’den 522 ton, Mekân 3’ten 32 ton, bu alanlara bağlı yedi tünel hattından 1.068 ton ve Vezir Bahçe’deki yer altı mezarı bölümünden 102 ton dolgu toprak çıkarılıyor. Böylece yalnızca bu aşamada yaklaşık 1.836 tonluk tahliye kayıt altına alınıyor.
Bakanlık, çalışmaların Batı Bahçe ile kuzey cephedeki Vezir Bahçe bölgesinde uzman ekipler ve Bilim Heyeti denetiminde yürütüldüğünü; temel amacın tarihsel katmanları ortaya çıkarmak, yapısal riskleri belirlemek ve kültür varlığını güvenli biçimde korumak olduğunu vurguluyor.
170 metrelik Roma hattı temizleniyor
Prof. Dr. Hasan Fırat Diker’in Ekim 2026’daki açıklamaları, yer altı çalışmalarının yalnızca dolgu tahliyesinden ibaret olmadığını gösteriyor. Diker, Roma döneminde oluşturulan altyapı sistemlerinin yağmur suyunun tahliyesi, su dağıtımı ve taşkın riskinin azaltılması gibi işlevler taşıdığını belirtiyor. Şubat 2025’ten bu yana yürütülen çalışmalarda yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarıldığını, Sarayburnu yönünden Küçük Ayasofya istikametine uzanan Roma Caddesi olarak tanımlanan hattın yaklaşık 170 metresinin temizlendiğini ifade ediyor.
Ayasofya’nın kuzeydoğusundaki dört odalı hipoje, çalışmaların arkeolojik açıdan en dikkat çekici noktalarından birini oluşturuyor. Daha önce yer altı mezarı olarak tanımlanan bu alanda taban seviyesinin altına inilerek mevcut Ayasofya’dan daha eski dönemlere ait olduğu değerlendirilen katmanlar araştırılıyor. Diker daha önce de bu hipojenin MS 4. yüzyıla tarihlendirildiğini ve Ayasofya çevresindeki en eski mimari izlerden biri olduğunu ifade ediyor.
Diker ayrıca Ayasofya’nın altındaki tünellerin Kız Kulesi veya Adalar’a kadar uzandığı yönündeki popüler iddiaların bilimsel bir dayanağı bulunmadığını özellikle vurguluyor. Yer altı yapılarının büyük bölümünün su tedariki, yağmur suyu tahliyesi, havalandırma ve depolama gibi teknik işlevler taşıdığı değerlendiriliyor.
Bakan Ersoy: Yeni mekânlara ulaşılıyor
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 1 Kasım 2026’daki açıklamasında toplam tahliyenin yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloza ulaştığını doğruluyor. Ersoy, tarihi tüneller, su kanalları ve mahzenlerin incelendiğini; temizlik ilerledikçe daha önce erişilemeyen bazı alanlara ve yeni mekânlara ulaşıldığını belirtiyor.
Ersoy, yer altı sistemlerinin İstanbul’un tarihsel su yönetimi ve altyapısı hakkında önemli veriler sunduğuna dikkat çekiyor. Ancak bütün alanların işlevlerinin ve birbirleriyle tarihsel bağlantılarının henüz kesin biçimde ortaya çıkarılmadığını, bilimsel araştırmaların sürdüğünü ifade ediyor.
Çalışmaların tamamlanmasının ardından uygun yer altı bölümlerinin önce basın mensuplarına tanıtılması, daha sonra ise güvenlik, konservasyon ve ziyaretçi altyapısı açısından uygun bulunan mekânların halka açılması planlanıyor. Hangi bölümlerin ziyarete uygun olacağına bilimsel incelemeler ve koruma koşulları doğrultusunda karar veriliyor.





