Mimar Sinan’ın Gözyaşları mı, Tabiatın Mirası mı? Selimiye’de "İmkânsız" Manzara!
Edirne’nin kalbi, Mimar Sinan’ın "ustalık eserim" dediği Selimiye Camii, bu kez gökyüzünün ve toprağın sessiz çığlığıyla bambaşka bir kimliğe büründü. Yükselen suların pençesindeki tarihi silüet, görenlerin nefesini kesen bir illüzyona imza attı: Selimiye sular içinde Sultanahmet’e dönüştü!
Suların Aynasında Bir Tarih Dramı
Bölgeyi esir alan sağanak yağışlar ve nehirlerin dizginlenemez öfkesi, Selimiye’nin eteklerini devasa bir aynaya çevirdi. Tarım arazilerini yutan sular, her ne kadar bir felaketin habercisi olsa da ortaya çıkan görüntü adeta bir tabiat resitali gibi... Suyla kuşatılan Selimiye’nin gölgesi, İstanbul’un Sultanahmet’ini andıran o efsunlu görüntüsüyle izleyenleri hayretler içinde bırakıyor. Ama bu büyüleyici tablo, içinde derin bir endişeyi de barındırıyor.
Çiftçinin Endişesi, Sanatın İhtişamı
Bir yanda tarihin en görkemli yansıması, diğer yanda ise geçimini o topraklardan sağlayan çiftçinin yürek sızısı... Su seviyesi her geçen dakika kritik eşiğe yaklaşırken, yetkililer teyakkuzda, bölge halkı ise uykusuz. Bereketli toprakların sular altında kalmasıyla oluşan bu "hüzünlü güzellik", Selimiye’nin asırlara meydan okuyan duruşuna hüzünlü bir parantez açıyor.
"Hiç Bu Kadar Güzel ve Hiç Bu Kadar Kederli Görülmemişti!"
Ziyaretçilerin ve fotoğraf tutkunlarının akın ettiği bölgede, her deklanşör sesi aslında bir çelişkiye şahitlik ediyor. Selimiye Camii, suların üzerinde yükselen bir gemi gibi asaletini korurken, bu doğa olayının ardındaki büyük tehlike merak ve korkuyu aynı potada eritiyor.
Selimiye’nin bu unutulmaz ama bir o kadar da ürperten yansımaları, hafızalardan silinmeyecek bir iz bırakıyor. Peki, bu büyüleyici manzara bize neyi anlatıyor? Felaketin içindeki estetiği mi, yoksa doğanın insanoğluna bir uyarısını mı?