Haydarpaşa'nın Bilinmeyen Yüzü: 118 Yıllık Garın Altından Çıkan Sırlar
İstanbul'un simge yapılarından Haydarpaşa Garı'nı milyonlarca kişi tanıyor. Ancak denizin kıyısında yükselen bu anıtsal yapının altında yüzlerce ahşap kazık, rayların altında yaklaşık 2 bin 400 yıllık bir kent, çevresinde binlerce sikke ve yeraltı mezarları bulunuyor. Üstelik gar, 1917'de yaşanan ve bugün dahi “kaza mı, sabotaj mı?” sorusu kesin olarak kapanmayan büyük bir patlamanın da merkezindeydi. Restorasyon Haber, Haydarpaşa'nın az bilinen tarihini araştırdı.
İstanbul'un Anadolu yakasında denize doğru uzanan Haydarpaşa Garı, hafızalarda çoğunlukla trenler, Anadolu'ya yapılan yolculuklar, asker uğurlamaları ve Yeşilçam filmleriyle yer aldı.
Oysa Haydarpaşa'ya yalnızca bir tren garı olarak bakıldığında yapının belki de en çarpıcı hikâyeleri gözden kaçıyor.
Çünkü bugün görülen anıtsal gar binasının altında başka bir mühendislik hikâyesi, gar sahasının altında ise Haydarpaşa'dan yaklaşık 2 bin 400 yıl daha eski bir kent bulunuyor.
GAR, GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ TAŞ BİR YAPI DEĞİL
Haydarpaşa hakkında en az bilinen ayrıntılardan biri yapının taşıyıcı sistemi.
İlk bakışta devasa taş duvarlardan oluşan klasik bir yığma yapı izlenimi veren garın taşıyıcı sisteminde demir ve çelik elemanlar bulunuyor. Yapının döşemelerinde ise dönemin karakteristik putrelli volta sistemleri kullanıldı.
Daha şaşırtıcı olan ise binanın altında.
Haydarpaşa Garı, deniz kıyısındaki dolgu ve zayıf zemin koşullarında inşa edildi. Dönemin mühendisleri dev yapıyı taşıyabilmek için zemine yaklaşık 1000'i aşkın ahşap kazık çaktı. Akademik çalışmalarda yaklaşık 21 metre uzunluğunda 1100 ahşap kazıktan söz ediliyor.
Yakın dönemde gerçekleştirilen jeoradar ve zemin araştırmaları ise çok daha çarpıcı bir sonucu ortaya çıkardı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından açıklanan bilgilere göre proje çizimlerinde görülen yaklaşık 1000 ahşap kazıktan günümüze yalnızca 200 civarında kazığın ulaşabildiği tespit edildi. Bunun üzerine tarihi yapı günümüz mühendislik yöntemleriyle yeniden zemin güçlendirmesine alındı.
Başka bir ifadeyle İstanbul'un en ağır ve anıtsal tarihi yapılarından biri, bir asırdan uzun süre boyunca deniz kıyısındaki zemine çakılmış ahşap elemanların üzerinde yaşamını sürdürdü.
RAYLAR KALDIRILDI, ALTINDAN 2 BİN 400 YILLIK ŞEHİR ÇIKTI
Haydarpaşa'nın belki de en büyük sürprizi gar binasının içinde değil, peronlarının altında bulundu.
2018'de başlayan arkeolojik çalışmalar, Haydarpaşa sahasının modern demiryolu tarihinden binlerce yıl önce de yoğun biçimde kullanıldığını ortaya koydu.
Kazılarda antik Khalkedon/Kalkhedon kentinin batı limanıyla bağlantılı olduğu değerlendirilen yerleşim izlerineulaşıldı.
Araştırmalarda MÖ 4. yüzyıla tarihlendirilen ve anıt ya da anıt mezar olduğu düşünülen kesme taş yapı tespit edildi. Böylece bugünkü tren garının altında yaklaşık 2 bin 400 yıllık mimari kalıntıların bulunduğu belgelendi.
Gar sahasındaki rayların altında yalnızca birkaç duvar kalıntısı da yoktu.
Arkeologlar; hamam, kilise, konut, dükkân,cadde, liman arkası yapıları, mezarlar
ve kamu yapılarının izlerini tespit etti.
Bölgenin yalnızca bir yerleşim alanı değil, antik dönemde son derece hareketli bir liman ve ticaret bölgesi olduğu değerlendiriliyor.
HAYDARPAŞA'NIN ALTINDAN 12 BİN SİKKE ÇIKTI
Kazıların ekonomik tarih açısından en dikkat çekici buluntularından biri ise sikkeler oldu.
Haydarpaşa kazılarında altın, gümüş ve bronz olmak üzere yaklaşık 12 bin sikke ortaya çıkarıldı.
Bunlar arasında MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen ve Kalkhedon'un erken dönem kent sikkelerinden olduğu belirtilen örnekler de bulunuyor.
Sikke yoğunluğu, Haydarpaşa çevresinin antik dönemde önemli bir ticaret merkezi olduğuna ilişkin arkeolojik değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Bugün insanların tren beklediği bölgenin yaklaşık 2 bin yıl önce de insanların alışveriş yaptığı, limana ulaştığı ve günlük hayatını sürdürdüğü bir kent dokusu olması Haydarpaşa'nın hikâyesini tamamen değiştiriyor.
PERONLARIN ALTINDA YERALTI MEZARI
Kazılarda ortaya çıkan yapılardan biri de Azize Bassa Kilisesi olarak değerlendirilen yapı grubu.
Burada “hipoje” olarak adlandırılan tonozlu bir yeraltı mezarı tespit edildi.
Arkeolojik çalışmalarda çok sayıda bireye ait insan kemiğinin üst üste gömüldüğü belirlendi. Araştırmacılar bu alanın Erken Bizans dönemindeki dini yaşam ve ölü gömme geleneklerinin anlaşılması açısından önemli olduğunu belirtiyor.
Böylece Haydarpaşa sahası; demiryolu mirasının, Osmanlı döneminin, Bizans'ın, Roma'nın ve Helenistik dönemin aynı noktada üst üste okunabildiği İstanbul'un sıra dışı kültür varlığı alanlarından birine dönüştü.
1500 YILLIK CADDE DE RAYLARIN YANINDAYDI
Gar sahasındaki araştırmalar bir başka sürprizi daha ortaya çıkardı.
Arkeologlar yaklaşık 1500 yıllık bir caddenin izlerine ulaştı.
Caddenin iki yanında dükkânların bulunduğu ve yolun liman bölgesiyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. Yapılaşma, Haydarpaşa'nın Erken Bizans döneminde canlı bir ticari aksın parçası olduğunu gösteriyor.
Yani bugün demiryolu hatlarının kesiştiği Haydarpaşa, yaklaşık 1500 yıl önce de insanların ve malların hareket ettiği bir ulaşım ve ticaret koridoruydu.
1917'DEKİ DEV PATLAMA: KAZA MI, SABOTAJ MI?
Haydarpaşa'nın en karanlık sayfalarından biri ise 6 Eylül 1917'de açıldı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Haydarpaşa Limanı ve Garı, Osmanlı ordusunun cephelere gönderdiği cephane, yakıt ve askeri malzemelerin en kritik lojistik merkezlerinden biriydi.
6 Eylül günü meydana gelen büyük patlama, burada bulunan cephane ve savaş malzemelerinin önemli bölümünü yok etti ve Haydarpaşa'yı ağır şekilde tahrip etti.
Olay uzun yıllardır kaynaklarda “sabotaj” olarak aktarılıyor. Ancak 2026 yılında yayımlanan ve arşiv belgelerini inceleyen yeni bir akademik araştırma, hikâyeyi daha da ilginç hale getirdi.
Araştırmaya göre Osmanlı askeri ve idari yazışmalarında olay “kaza” olarak değerlendirilmişti.
Ancak çalışmanın yazarları tarihsel veriler incelendiğinde sabotaj olasılığının daha güçlü olduğu sonucuna ulaşıyor.
Araştırmada, olayın kaza olarak kayda geçirilmesinin bir diğer olası nedeninin Osmanlı-Anadolu Demiryolu Şirketi'nin sigorta şirketlerinden tazminat alabilmesiyle bağlantılı olabileceğine de dikkat çekiliyor.
Aradan 109 yıl geçmiş olmasına rağmen Haydarpaşa patlamasının üzerindeki “kaza mı, sabotaj mı?” sorusu tarih araştırmaları açısından hâlâ tamamen kapanmış değil.
1979'DA BU KEZ DENİZDEN VURULDU
Haydarpaşa'nın başına gelen felaketler 1917 ile sınırlı kalmadı.
15 Kasım 1979'da Haydarpaşa açıklarında Rumen bandıralı petrol tankeri Independenta büyük bir kazanın ardından patladı.
Patlamanın etkisi o kadar güçlüydü ki Haydarpaşa Garı'nın camları ve tarihi vitraylarının bir bölümü parçalandı. Tankerde başlayan yangın haftalarca devam etti.
Böylece gar, tarihinde ikinci kez büyük bir patlamanın fiziksel etkilerini yaşadı.
2010 YANGINI ÇATIYI YOK ETTİ
28 Kasım 2010'da Haydarpaşa Garı bir başka büyük felaketle karşı karşıya kaldı.
Çatı bölümünde çıkan yangın kısa sürede büyüyerek tarihi çatının önemli bölümünü yok etti. Dördüncü kat ve çatı konstrüksiyonu ağır zarar gördü.
Sonraki restorasyon çalışmalarında çatı ahşapları yenilendi; ahşap elemanlara koruyucu ve yangın geciktirici uygulamalar yapıldı. Çelik çatı makasları ise özgün sistem dikkate alınarak perçinli ve bulonlu biçimde yeniden üretildi.
Ayrıca yapı için itfaiye onaylı yangın algılama ve söndürme sistemi hazırlandı.
RESTORASYON İÇİN KAPANMIŞ TAŞ OCAĞI YENİDEN AÇILDI
Haydarpaşa restorasyonunda az bilinen en dikkat çekici uygulamalardan biri de cephe taşlarıyla ilgili.
Garın cephelerinde kullanılan ve kumtaşı olarak bilinen Lefke taşının özgün malzemeyle uyumlu biçimde tamamlanabilmesi amacıyla taş kaynağı araştırıldı.
Resmî açıklamalara göre özgün taşların temin edilebilmesi için daha önce kapanmış olan taş ocakları proje kapsamında yeniden açıldı.
Yeni taş imalatlarında garın tarihi taşlarıyla uyumlu malzeme ve özgün uygulama teknikleri kullanılmaya çalışıldı.
Bu uygulama, tarihi yapı restorasyonlarında “benzer görünen yeni taş kullanmak” yerine özgün malzemenin jeolojik karakterini yakalamaya yönelik dikkat çekici bir koruma yaklaşımı olarak öne çıkıyor.
VİTRAYLAR İÇİN GARIN İÇİNDE ATÖLYE KURULDU
Restorasyonun bir başka dikkat çekici ayrıntısı ise vitraylarda yaşandı.
Haydarpaşa'nın tarihi bekleme salonundaki renkli camlar dışarıdaki standart bir imalathaneye gönderilmek yerine, gar binasının içinde kurulan özel vitray atölyesinde ele alındı.
Vitraylar ve çerçeveleri onarılırken tarihi saatler, karosiman döşemeler, duvar kaplamaları, altın varaklı aplikler, ahşap kapılar, pencereler ve panjurlar da restorasyon kapsamına alındı.
Yapının içinde yedi tarihi saatin bulunduğu da restorasyon sürecinde kamuoyuna yansıyan az bilinen ayrıntılar arasında.
HAYDARPAŞA'NIN ADINDA BİLE BİR MUAMMA VAR
Garın isminde dahi kesinleşmiş tek bir hikâye bulunmuyor.
Yaygın anlatılardan biri “Haydarpaşa” adının III. Selim dönemindeki bir Haydar Paşa'dan geldiğini söylese de TDV İslâm Ansiklopedisi bu görüşün doğru olmayabileceğine dikkat çekiyor.
Tarihsel kaynaklarda bölgede çok daha erken tarihlerde “Haydarpaşa” adına rastlanıyor. Üsküdar Belediyesi'nin yayımladığı tarih kayıtlarında 1583 tarihli bir belgede “Bahçe-i Haydarpaşa” adının geçtiği belirtiliyor.
Dolayısıyla bugün garla özdeşleşen “Haydarpaşa” adı, tren garının kendisinden yüzlerce yıl daha eski.
HAYDARPAŞA ARTIK SADECE GAR OLMAYACAK
Haydarpaşa'nın geleceğinde ise yeni bir dönem başlıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TCDD arasında yürütülen proje kapsamında garın ulaşım işlevinin korunması, aynı zamanda bölgenin kültür ve sanat merkezi haline getirilmesi planlanıyor.
Proje kapsamında;
arkeoloji müzesi,
arkeopark,
kütüphane,
sergi salonları,
performans sanatları alanları,
atölyeler
ve kültürel etkinlik alanları oluşturulacak.
Haydarpaşa'da kurulması planlanan müzenin Anadolu Yakası'nın ilk arkeoloji müzesi olması hedefleniyor. Kazılar sırasında bulunan eserlerin de burada sergilenmesi planlanıyor.
Haziran 2026 itibarıyla garın Marmara Denizi'ne bakan üç cephesindeki restorasyon ve konservasyon çalışmalarının tamamlandığı, iskelelerin kaldırıldığı açıklandı. Yapıda güçlendirme, teşhir-tanzim ve çevre düzenleme çalışmaları ise devam ediyor.
BİR GARIN ALTINDA BİRDEN FAZLA İSTANBUL
Haydarpaşa'yı benzersiz kılan şey belki de tek bir döneme ait olmaması.
Üstte 20. yüzyılın başında inşa edilmiş görkemli bir tren garı…
Onun altında bir asrı aşkın süre yapıyı taşıyan ahşap kazıklar…
Rayların birkaç metre altında Bizans'ın caddeleri ve dükkânları…
Daha aşağıdaki tarih katmanlarında Roma ve Helenistik dönem…
Bir tarafta 12 bin sikke, bir tarafta kilise ve yeraltı mezarları…
Diğer tarafta 1917 patlamasının henüz tamamen çözülememiş hikâyesi.
Bu nedenle Haydarpaşa Garı'nın restorasyonu yalnızca tarihi bir binanın taşlarını, çatısını ve vitraylarını onarmak anlamına gelmiyor.
Haydarpaşa'da korunan şey, aynı noktada üst üste birikmiş yaklaşık 2 bin 500 yıllık İstanbul hafızası.





