Betona Dökülmüş Siyaset: Roma'nın Genetiği İstanbul'da Nasıl Mutasyon Geçirdi?

Sultanahmet Meydanı'ndan her sabah umarsızca geçenlerin aslında Palatinus Tepesi'nin restorasyon görmüş bir versiyonunda yürüdükleri gerçeği, ezber bozan bir "Translatio Imperii" dersiyle yeniden gündeme geliyor. Tarih ve şehircilik üzerine sarsıcı bir eleştiri kaleme alan yazarımız, İstanbul'un yedi tepesinin sadece coğrafi bir tesadüf olmadığını, aksine devasa bir "Copy-Paste" (Kopyala-Yapıştır) projesi olduğunu öne sürüyor. Tiber kenarındaki ebedi şehrin genetiğini Boğaz'a taşıyan İmparator Konstantin'in vizyonuna dikkat çekilirken, "Konstantin Boğaz'ın manzarasına bakıp, 'Aynısından bana da yapın ama içine biraz daha kalsedon katın,' şeklinde belirttti

Meydanlardan Tribünlere, Zafer Taklarından Su Kemerlerine Mimarinin aslında betona dökülmüş siyaset olduğunu savunan analiz, iki ebedi şehrin güç gösterilerini çarpıcı bir dille kıyaslıyor. Roma'daki Forum Romanum'da yankılanan seslerin, İstanbul'da Divanyolu (Mese) boyunca zafer taklarının altından geçen imparatorların adımlarına dönüştüğü anlatılıyor. İki şehrin de adeta "Evrenin merkezi benim" diye bağırdığını belirten yazar, "Roma’daki Trajan Sütunu neyse Çemberlitaş odur; ikisi de dikey ve taşlaşmış birer zafer çığlığıdır," belirtti. Hipodrom'daki Maviler ve Yeşiller rekabetinin de Kolezyum'un bir yansıması olduğunu hatırlatan yazar, siyasetin kalbinin sarayda değil tribünde attığını, Nika Ayaklanması'nın ise ünlü "ekmek ve sirk" politikasının İstanbul şubesi olduğunu vurguluyor. Valens (Bozdoğan) Kemeri'nin ise Antik dönemin kaostan nizam çıkarma inadı olduğunu ifade eden yazar, "Suyu kilometrelerce öteden getirip Yerebatan'a hapseden mühendislik, aslında doğaya 'Benim önümde diz çök' mesajını veriyordu," diye ekledi.

"Roma Yanarken Neron Lavta Çalıyordu, Biz Story Atıyoruz" İstanbul'un, Roma'nın biraz daha baharat katılmış ve kubbesi büyütülmüş bir versiyonu olduğunun altı çizilirken, Fatih Sultan Mehmed'in "Kayser-i Rum" unvanını almasındaki tarihi deha da takdir topluyor. Fatih'in bu genetiği çözerek mirasa hakkıyla sahip çıktığı hatırlatılıyor. Ancak günümüzde o yedi tepenin arasına dikilen rezidanslarla bu muazzam mirasın sözde "modernize" edilmesine yönelik çok sert bir eleştiri getiriliyor. Makale, modern çağın duyarsızlığına atıfta bulunarak, "Roma yanarken Neron lavta çalıyordu, biz de şimdi story atıyoruz," sözleriyle okuyucuyu derin bir tarihi vicdan muhasebesiyle baş başa bırakıyor.

Kaynak: @vahapyalcinkaya : twitter hesabı